Zamanın Çarmıhı: Şiirde Acımasız Hakem Olarak Zaman
Zamanın Çarmıhı: Şiirde Acımasız Hakem Olarak Zaman
Zamanın çarmıhı, Ramazan Boztepe şiirinde bir kitap adından çok daha fazlasıdır: zamanın hem tanık hem hakem, hem işkence aracı hem de yargılama kürsüsü olduğu merkezî bir imgedir. Çarmıha gerilen kimdir peki? Şair mi, bir halk mı, yoksa şiiri okuyan herkes mi?
Bu deneme, Boztepe’nin poetikasını tanıtan ilk denemenin devamı değil, onunla aynı evrenden bir ikinci kapıdır. Orada şiir bir neşterdi; burada o neşterin kimin önünde, hangi mahkemede kullanıldığına bakıyoruz.
Önsözdeki Hüküm: Kadim Tanık, Acımasız Hakem
Zamanın Çarmıhında kitabının önsözü, tüm poetikayı tek cümlede toplar: zaman, tüm coğrafyaların en kadim tanığı ve her ruhun en acımasız hakemidir. Bu cümlede iki rol yan yana durur ve birbiriyle çelişmez. Tanık olan zaman, olup biteni görür ve unutmaz. Hakem olan zaman ise görmekle yetinmez, hüküm verir. Şiir de bu duruşmanın tutanağı olarak, bu iki rolün arasında konuşlanır.
Çarmıh imgesi bu mahkemeye ağır bir anlam ekler. Çarmıh, yalnızca ölüm aracı değildir; ağır, görünür ve tanıkların önünde işleyen bir cezadır. Boztepe, zamanı soyut bir akış olarak değil, bedende hissedilen bir ağırlık, bir sancı olarak kurar. Kitabın ikinci bölümünün adı olan “Zamanın Sancısı” tam da bunu söyler: zaman geçmez, doğurur ve acıtır.
Zaman Tutuşur, Zaman Kül Olur
Zamanın bu bedensel ve yakıcı doğası, kitabın şiirlerinde somut sahnelere dönüşür. “Hançer-i Zulm” şiirinde zaman bir anda tutuşur; hicran bir alev olur, ömür, umut ve sevda birlikte yanar. Zaman burada takvimin değil, ateşin diliyle konuşur. İmge sözlüğünün öbür büyük motifi olan kor ve kül ile zaman böylece birleşir: yanan şey zamanın kendisidir.
Bu yanışın sonu “Zamanın Külünde” şiirinde görünür. Şiir, kısa bir ömrün, yasaklı düşlerin ve bir halkın sessiz çığlıklarının ardından, yavaşça zamanın külüne karışan bir “biz” ile biter. Dikkat çekici olan, öznenin kişisel “ben”den çoğul “biz”e kayışıdır. Zamanın hükmü kimseyi tek başına çarmıha germez; herkesi aynı küle karıştırır. Bu, Boztepe’nin bireysel acıyı toplumsal tanıklıkla iç içe kurma tercihinin en açık örneklerinden biridir.
Fırat Kıyısında Zamanın Tanıklığı
“Zamanın Kıyısında” şiiri, zamanın tanık rolünü coğrafyaya taşır. Şair Fırat’ın gölgesinde oturur, Mezopotamya’yı terk edilmişliğin harabesinde düşünür ve insanlık pazarında satılan Ezîdî kadınların acısına tanıklık eder. Zaman burada nehir gibi, kıyısında beklenen bir şeydir. Şiirin sonunda umut, büyük bir vaatle değil, bir çocuğun sessizce sonbaharı beklemesiyle belirir. Boztepe teselli etmez, ama tanıklığı da bırakmaz.
Bu motif kitaplar arasında devam eder. Mavinin Anatomisi kitabındaki “Zamanın Tanıklığında” şiirinde zaman, bir fay kırığına benzetilir: yeraltında biriken gerilimin bir anda sarsıntıya dönüştüğü, hüznün değişmez uğultusu olan bir ağıt. Çarmıh yerini fay hattına bırakmıştır, ama hakem aynı hakemdir.
Neden Zaman? Bir Hekimin Bakışı
Bir veteriner hekimin zamana yaklaşımı, onu soyut bir kavram olmaktan çıkarır. Tanı koymak, seyri izlemek, zamanın bir yarayı nasıl ağırlaştırdığını ya da iyileştirdiğini görmek hekimliğin gündelik gerçeğidir. Boztepe’nin şiirinde zamanın hem acımasız hem de adil bir hakem olarak görünmesi belki bu yüzdendir: zaman yaraya merhem sürmez, ama yaranın gerçek hâlini de gizlemez. “Bir Hastane Günlüğü” gibi başlıklar, bu klinik gözün şiire sızdığını gösterir.
Üç kitabın ortak noktası da burada ortaya çıkar. Zamanın çarmıhı, şairin kendi bireysel varoluşundan Mezopotamya’nın kolektif belleğine, oradan aşkın ve kaybın en mahrem katmanlarına uzanan bir ortak paydadır. Her kitapta imge biraz biçim değiştirir, ama zaman hep hüküm veren, şiir ise hep tanıklık eden taraf olarak kalır.
Çarmıhta Kalmak, Sessiz Kalmamak
Zamanın çarmıhı, Boztepe şiirinde bir teslimiyet imgesi değildir. Çarmıhta olmak, susmak anlamına gelmez; kitabın önsözü bu çarmıhta yankılanan bir çığlıktan söz eder. Şiir, zamanın hükmünü kabul etmez, onu kayda geçirir. Hakemin kararına karşı yazılmış bir itiraz dilekçesi gibidir. Bu yüzden “Suya Bırakılan Şiir”de “bitsin” denir ama bitmez; yine de kırılgan dizeler, defterlerde yankılanmaya devam eder.
Belki de zamanın çarmıhından çıkarılacak son ders şudur: hakem değişmez, ama tutanak bize aittir. Şiir, o tutanağı okurun kendi iç sesine teslim eder. Siz kendi zamanınızı hangi çarmıhta taşıyorsunuz?
Bu, Boztepe Epikrizi Poetika serisinin ikinci denemesidir. Sıradaki denemede sessizliğin bir yokluk değil, bir doluluk olduğu fikrini ele alacağız.
Zamanın Çarmıhında’yı Kitapyurdu’ndan edinebilirsiniz.
