Sessizliğin Doluluğu: Boztepe Şiirinde Susmanın Gücü

Sessizliğin Doluluğu: Boztepe Şiirinde Susmanın Gücü

Sessizliğin doluluğu, Ramazan Boztepe şiirini okurken karşılaşılan en şaşırtıcı fikirdir: sessizlik burada bir eksiklik, bir söz yokluğu değil; tersine, ağırlığı elle tutulacak kadar somut bir doluluktur. Peki bir şiir, tam da sustuğu yerde nasıl bu kadar çok şey söyler?

Serinin ilk denemesinde şiirin bir neşter olduğunu, zamanın çarmıhı üzerine yazdığımız ikinci denemede ise zamanın hem tanık hem hakem olduğunu söylemiştik. Bu üçüncü denemede, o mahkemenin en ağır tanığına bakıyoruz: sessizliğe.

Lâl: Hem Dilsiz Hem Kor

Boztepe’nin sessizlik poetikasının anahtar sözcüğü “lâl”dir. Lâl Coğrafyanın Şiirleri kitabının önsözü bu sözcüğü çift anlamıyla açar: dilsiz, suskun, söyleyemeyen; ama aynı zamanda kızıl, kor, içten yanan. Birbirine zıt görünen iki hâl tek bir kelimede yan yana durur. Bu kitabın dünyasında sessizlik, sönmüş bir ateş değil, külün altında yaşamayı sürdüren bir közdür.

Aynı imge, Zamanın Çarmıhında kitabındaki “Lal Köz” şiirinde kısacık dizelere sığar. Burada bir şehrin közünde yanan bir yangın vardır, ama onu duyan yoktur. Sessizlik çığlığın yokluğu değil, duyulmamış bir çığlıktır. Bu fark önemlidir: susan kişi söyleyecek şeyi olmayan kişi değil, dinleyeni olmayan kişidir. Sessizliğin doluluğu da buradan doğar; söylenmemiş her söz, bir yerde birikir.

Suskunluğun Yankısı

“Suskunun Yankısı” şiirinde sessizlikler dağların göğsünde ağır bir hüzünle durur ve sustukları, zamanın karanlık defterine kazınır. Sessizlik burada geçici bir ara değil, kalıcı bir kayıttır. Boş bir sayfa değil, yazılmış ve saklanmış bir defterdir. Şair susmakla yok olmaz; sustukça kayda geçer.

“Sessiz Gidiş”te de benzer bir hareket görülür. Sevilenin gidişiyle yalnızca bir insan değil, şehir, renk ve ufuk da terk eder; şair susmayı kendi eylemlerinin en çılgını sayar. Susmak burada pasif bir teslimiyet değil, bilinçli ve yük taşıyan bir davranıştır. Mavinin Anatomisi kitabındaki “Zemheri Suskunluğu” ise aynı düşünceyi başka bir iklimde söyler: zemheri ayazı hiçbir heceye sığmaz. Dilin yetmediği yerde sessizlik başlar, ama orada bitmez; daha yoğun bir dile dönüşür.

Susmak Yetmediğinde

Ancak Boztepe sessizliği kutsayan bir şair değildir. “Ömrümü Âhir Eyleme” şiirinde susmanın artık yetmediğini söyler ve konuşmaya çağırır. Doluluk taşar; taşan şey ses olmak ister. Poetikanın en ince noktası da burasıdır: sessizlik bir sığınak değil, biriken bir yüktür ve o yükü söze çevirmek şiirin sorumluluğudur. Neşterin kesmesi gerektiği an, tam da sessizliğin dayanma sınırıdır.

Bu yüzden Boztepe şiirinde sessizlik ile çığlık birbirinin karşıtı olarak durmaz. Sessizlik, çığlığın henüz sese dönüşmemiş hâlidir; çığlık da sessizliğin taşan kenarıdır. İkisi arasındaki geçiş, şiirin nefes alıp verdiği yerdir.

Epikriz: Sessizliğin Klinik Dili

Lâl Coğrafyanın Şiirleri’ndeki “Sessizliğin Epikrizi” bu denemenin kalbidir. Epikriz, tıpta bir hastanın seyrini, tanısını ve çıkış durumunu özetleyen rapordur; bu sitenin adını da taşıyan sözcüktür. Şair sessizliğe bir epikriz yazar. Sustukça daha çok görmeye başladığını, sessizliği kaçarken bulduğunu ve onu ağır, canlı, konuşan bir şey olarak tanıdığını anlatır. Ne susarak hafifler ne konuşarak eksilir. Tanıklığın ne insanı kurtardığını ne de tamamladığını, yalnızca ayakta tuttuğunu söyler.

Bir veteriner hekim için bu dil tesadüf değildir. Acısını söyleyemeyen bir canlıyla çalışan hekim, sessizliği okumayı öğrenir: duruştan, nefesten, bakıştan. Boztepe’nin şiiri de aynı beceriyle sessizliği okur. Sessizlik ona bir boşluk değil, belirtilerle dolu bir tablo olarak görünür. Poetikadaki “doluluk” fikri, klinik gözün şiire sızmış hâlidir.

Üç Kitap, Üç Sessizlik

Üç kitapta sessizliğin tonu değişir, ama doluluğu değişmez. Zamanın Çarmıhında’da sessizlik, duyulmayan çığlıktır. Lâl Coğrafyanın Şiirleri’nde kolektif bir tanıklığa dönüşür; yazarın önsözde belirttiği gibi, bazen Kürtçe düşünüp Türkçe yazmak zorunda kalan bir elin, susturulmuş bir belleği taşıma biçimidir. Mavinin Anatomisi’nde ise en mahrem hâlini alır: yokluğun, özlemin ve yasın içeriden yankılanan sesi.

Sizin Sessizliğiniz Neyle Dolu?

Sessizliğin doluluğu, okuru da dışarıda bırakmaz. Boztepe’nin şiiri, okurun kendi susmalarına dönüp bakmasını ister: sustuğumuz şeyler gerçekten boş mudur, yoksa henüz bir kulak bulamamış sözlerle mi doludur? Belki de şiirin en sessiz görevi budur: bir sessizliği, onu duyabilecek birine ulaştırmak.


Bu, Boztepe Epikrizi Poetika serisinin üçüncü denemesidir. Sıradaki denemede kor ve kül imgesini, görünmeyen direniş olarak ele alacağız.

Lâl Coğrafyanın Şiirleri’ni Kitapyurdu’ndan edinebilirsiniz.

error: İçerikler telif hakları ile korunmaktadır !!